24 Ağustos 2016 Çarşamba

ÇOCUKLARDA ÇÖLYAK




Buğday, çavdar ve arpada bulunan gluten maddesine karşı duyarlılık ile tanımlanan ve ömür boyu glutensiz diyet gerektiren çölyak hastalığı, ülkemizde 110 çocuktan birinde görülüyor.

Çölyak hastalığı, ömür boyu süren ve tüm dünyada en sık rastlanan bağırsak hastalıklardandır. Bu hastalık genetik olarak duyarlı bireylerde ortaya çıkabilir. Gluten içeren buğday, arpa ve çavdarın günlük tüketimi bu bireylerde
bağışıklık sistemi ilişkili duyarlılık yaratır. Ömür boyu kalıcı olan duyarlılık ömür boyu diyet gerektirir.

Çölyak hastalığına duyarlılık yaratan genler hastaların en az yüzde 98’inde saptanmıştır. Ancak genetik olarak duyarlı bireylerin hepsinde gluten alımı ile hastalık görülmemektedir. Bu nedenle hastalığın ortaya çıkmasında genetik duyarlılık dışında değişik çevresel faktörler ve viral enfeksiyonlar suçlanmaktadır. Çölyak hastalığı, Avrupa ve ABD’de en sık rastlanan uzun süreli hastalıklar arasındadır. 2,5-15 yaş arasındaki çocuklarda 1/80 ile 1/300 oranında bildirilmektedir. Gluteni çok tüketen Kuzey Afrika ülkelerinde daha sık rastlanmaktadır. Genel olarak tüm insanların yüzde 0,5-1’inin çölyak hastalığından etkilendiği sanılmaktadır.
Ülkemizde de yapılan geniş kapsamlı ve çok merkezli bir çalışma ile çölyak hastalığı sıklığının % 0,3- % 1 arasında yani; ortalama 110 çocukta 1 olduğu saptanmıştır.

BÜYÜME GERİLİĞİ GÖRÜLÜYOR

Çölyak hastalığı çok farklı belirtilere yol açabilir. Küçük çocuklarda tipik olarak büyüme geriliği, uzun süren ishal veya cıvık dışkılama, kusma, karın şişliği, kas zayıflığı, kemik zayıflığı ve iştahsızlık görülebilir. Bebek büyüyüp ek gıdalarla gluten alımı başladıktan haftalar veya aylar sonra büyüme hızı ve kilo alımı yavaşlar, zamanla kilo kaybı belirginleşir. Ülkelere göre görülme sıklığı değişmekle birlikte bu tablo halen en sık rastlanan şeklidir.
Son yıllarda tipik olmayan çölyak hastalığına daha sık rastlanmaktadır. Bu durum genellikle daha büyük çocuklarda, 5-7 yaştan sonra ortaya çıkmaktadır. Bu çocuklar boy kısalığı, ergenlikte gecikme, diş sorunları, karaciğer fonksiyonlarında bozukluk ve demir eksikliğine bağlı kansızlık yakınması ile getirilebilirler. Bunlara ek olarak tekrarlayan karın ağrıları, bulantı, kusma, şişkinlik, reflü ve kabızlık gibi daha genel yakınmalar da olabilir. Çölyak hastalığına erişkinlerde olduğu gibi çocuk ve adölesanlarda da bazı özel durumlarda daha sık rastlanmaktadır. Bunlar çocukluk dönemi şeker hastalığı (Tip 1 diyabet), tiroidit, osteoporoz, otizm, depresyon, ataksi, selektif IgA eksikliği gibi çok farklı durumlar olabilir. Çölyak hastalığı, Tip 1 diyabette ortalama yüzde 4,5, otoimmün tiroiditte yüzde 3-7,8 oranında görülmektedir. Bu nedenle bu tanılarla izlenen çocukların belli aralıklarla çölyak yönünden araştırılması önerilmektedir. Ayrıca çölyak hastalığı ve diyabet hastalığı bulunan kişilerin birinci derece akrabalarında yüzde 2 oranında çölyak hastalığı bildirilmektedir.

SESSİZ ÇÖLYAK GRUBU

Çölyak hastalığı ile bir arada görülebilen birçok genetik sendromdan en iyi araştırılanı ise Down sendromudur. Down sendromunda, çölyak sıklığı yüzde 3,2-10,3 arasında bildirilmektedir. Turner ve Williams sendromunda da yüzde 5-10 oranında çölyak hastalığı bildirilmektedir. Çölyaklı hastaların birinci derece akrabaları ve çölyakla birlikte görülebilen hastalığı olan bireyler risk grubu olarak kabul edilir. Risk gruplarındaki üç yaşından büyük ve en az bir yıldır glutenli diyetle beslenen çocukların araştırılmasıyla veya toplum taramalarıyla tesadüfen saptanan ve herhangi bir yakınması olmayan bu vakalar sessiz çölyak grubuna girer. Belirti veren 1 vakaya karşılık 7 belirtisiz vaka olduğu sanılmaktadır. Bu nedenle çölyak hastalığı bir buz dağının su üstünde görünen küçük kısmına, belirtisiz vakalar ise su altındaki büyük kısmına benzetilmiştir. Çölyak hastalığının klinik seyrinde bugün bile henüz yeterince anlaşılamayan ve araştırılması gereken konular olduğu bilinmektedir. Bunların başında çölyak hastalığının doğal seyri gelmektedir. Genetik olarak duyarlı bireylerde benzer dozlarda glutenle karşılaştıkları halde yakınmaların ortaya çıkış zamanı, farklılığı ve bazılarının neden belirtisiz kaldığı bilinmemektedir. Ayrıca tüm belirtisiz vakaların ilerde belirtili olup olmayacağı ya da belirtisiz vakaların tanışız kalıp, diyet yapmadıklarında gelişebilecek sorunlar ilk akla gelen konular arasındadır. Çölyak ile ilgili uluslararası pek çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalar ileriki yıllarda çölyak hastalığının doğal seyrinde ve klinik bilgilerimizde yeni ufuklar açacaktır. Bugün için yapılması gereken, çölyak yakınmalarını düşündüren çocuklarda, çölyak hastalığına eşlik eden hastalığı olanlarda ve çölyak hastalarının birinci derece akrabalarında hastalığı araştırmaktır. Çölyak hastalığının tanısında önce özel laboratuvar tetkikleri gereklidir. İki yaşından büyük çocuklarda daha sonra endoskopik yolla alınan ince bağırsak biyopsisi ile tanı kesinleştirilir. Ancak bu şekilde konan tanıdan sonra ömür boyu sürmesi gereken glutensiz diyete başlanmalıdır.